Kürt Kültürü üzerine derlenmiş makaleler
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ocak 2012 Cumartesi
Ronahi Dergisi (1942-1944)
Mîr Celadet Alî Bedirxan tarafından 1942 yılında Şam’da yayınlanmıştır. Sade Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde ve Latin alfabesiyle okuyucuya ulaşmıştır.Ronahi ile beraber Kürt basınında bir ilke tanık oluyoruz. O da, derginin resim ve foto kullanması olayıdır. Toplam 28 sayı yayınlanan Ronahî, 1945 yılında okuyucularına veda etmiştir. 2. Dünya Savaşı’nın tüm sıcaklığıyla sürdüğü yıllarda sürekli olarak cephelerde yaşanan olayları neşretmiştir. Savaş kahramanları, yeni kullanılan silahlar, savaş uçakları gibi konular Kürtlerin edebi ve aydınlanma konuları yanında sürekli olarak işlenen konular olmuştur. Faşizm ve Nazizme karşı tavır alan bir yayın politikası olmuştur Ronahî’nin.Sonraki yıllarda isveç Stockholm’de, Jina Nû yayınevî tarafından Ronahî’nin 28 sayısı toparlanıp ciltlenmiştir.Toplam sayfa sayısı 584’tür. Celadet Alî Bedir–Xan, Osman Sebrî, Hesen Hişyar, Cigerxwîn gibi Hawar’da yazan birçok edip Ronahî için de emek vermiştir.
17 Haziran 2011 Cuma
Kürt edebiyatı araştırmaları ve Kürt kültürünün temelleri
Kürt edebiyatı araştırmaları ve Kürt kültürünün temelleri
Ahmet Aras
Kürtler, 1920'lere kadar kendi kültür ve edebiyatları üzerine araştırma yapma olanağı bulamamıştır. Bu konudaki araştırmalar, hep Avrupalı doğubilimciler tarafından yapılıp sürdürüldü. Araştırmacıların hemen hepsi, işe Kürt folklorunu (zargotın) inceleyerek başladılar.
Kürt dili ve kültürü üzerine araştırma yapan ilk kişi ğtalyan misyoner Maurizio Garzoni'dir. Kayıp ülke Amadia'da 18 yıl geçiren Garzoni, derlediği sözlü edebiyat (zargotın) testlerine dayanarak, latin alfabesiyle ilk "Kürtçe Gramer"i hazırlayıp 1787 yılında Roma'da yayımladı.* Bu nedenle ona "Kürdolojinin Babası" unvanı verilmiştir.
Garzoni'den sonra en ciddi araştırmalar Rus doğubilimcileri tarafından gerçekleştirildi. Bu da, Rus çariçesi Büyük Katerina'nın 1787 yılında "çarlık Rusyası Bilim Akademisi"ne, "Bütün Dillerin Karşılaştırmalı Sözlüğü"nü hazırlaması için verdiği direktif üzerine başladı. Ondan sonra, Akademi üyesi Pallas'ın hazırlayıp yayımladığı "Karşılaştırmalı Sözlük"te Kürtçe de yer aldı. Sözlükte 276 Kürtçe sözcük vardı.
1828 Rus-ğran savaşı sırasında Erdebil kenti Rusların eline geçtiğinde, Rus komutan kentteki ünlü "Safevi Kütüphanesi"ni ele geçirip savaş ganimeti olarak S. Petersburg'a gönderdi. Bu ganimet arasında Şerefname'nin, 1599'da bizzat yazarı tarafından gözden geçirilmiş, imzalı bir nüshası da vardı. Rus Akademisi, önce Şerefname'nin Farsça metnini yayımladı, daha sonra, 1868-1875 yılları arasında da Fransızca çevirisini dört cilt halinde çıkardı. Bazil Nikitin, Akademi üyesi F. Charmo'un hemen hemen bütün hayatını bu çeviriye verdiğini yazar.
Rus araştırmacı Piyotır Lerch, Mukri Kürtleri üzerine araştırma yaparken 1855 yılındaki Osmanlı-Rus savaşı patlak vermişti. Bu savaşta esir düşen Osmanlı askerleri Rusya'ya götürülmüştü. Esir askerler arasında çok sayıda Kürt bulunduğunu öğrenen Akademi, Lerch'i bu askerler arasında araştırma yapmakla görevlendirdi. Kürt esirlerin hemen hepsi Serhat yöresindendi. ğran Kürtleri üzerindeki çalışmalar daha önce yayımlanmış olan Lerch'in, Kürt esirlerden derlediği Kürtçe metinler, 1856-58 yılları arasında S. Petersburg'da basıldı.
Rusya Bilimler Akademisi'nin genç üyesi Aleksandır Jaba'nın 1850 yılında Rusya'nın Erzurum Konsolosu olarak atanması, adeta Kürdoloji araştırmalarının dönüm noktası oldu. Jaba İngilizce, Fransızca ve Farsça'nın yanı sıra Türkçe de biliyordu. Rus Akademisi Jaba'ya Kürtler üzerine araştırma yapma görevi verince o, hemen yöredeki Kürt ileri gelenleri ve aydınlarıyla ilişki kurarak, kısa zamanda Kürtçe öğrenip Kürt folklorunu (zargotın) araştırmaya girişti. çok sayıda halk hikayesi, darbımesel ve türkü derleyen Jaba, bir yandan da Kürt klasiklerini araştırdı. Tanıdık ve dostları vasıtasıyla eski Kürt yazarlarının elyazması eserlerini elde ederek, diğer metinlerle birlikte Rusya'ya gönderdi.
A. Jaba'nın bu çalışmaları 1858-1860 yılları arasında S. Petersburg'da yayımlandı. Bu çalışmalardan en dikkate değer olanı, Klasik Kürt Yazarlarından Seçmeler adlı kitabıdır. Bunda, ilk sekiz büyük Kürt şairinin eserleri hakkında detaylı bilgiler verilmektedir.
Jaba'nın "Sekiz Büyükleri" olarak da adlandırılanların ilki, 1010-1078 yılları arasında yaşamış olan Eli Heriri'dir. ikincisi, doğum tarihi tespit edilemeyen ve 1160-61 yıllarında vefat etmiş olan Melayi Cüzeyri; üçüncüsü, 1375-76 yıllarında doğmuş olan ve ölüm tarihi bilinmeyen Feqyi Teyran; dördüncüsü, 1417-1491 yılları arasında yaşamış olan Melayi Bati; beşincisi, doğum ve ölüm yılları belli olmayan, ama eserlerinin yazıldığı yıllar bilinen Ehmedi Xani'dir. örneğin ünlü eseri "Mem û Zin"in yazıldığı tarih 1695'tir. Altıncı şair, o da Xani gibi Bayazitli ve onun şagirti olan ve 1689-1748 yılları arasında yaşamış olan Mela ğsmaili Bayazidi'dir. Yedinci, 1689-1748 yılları arasında yaşamış olan ünlü Şerefname'nin yazarı Bitlisli Şerefhan; sekizinci de 1740 yılında doğan ve fakat ölüm tarihi bilinmeyen Bayazitli Murad Xan'dır.
Rusların dışında, H. Makaş, Oskar Mann, Soanne, Justi, Prym (prim), A. Fon Lekok, Socin, P. Keppen, B. Dorn ve daha başka Avrupalı birçok doğubilimci de 19. yüzyıl boyunca Kürt kültürü üzerine önemli çalışmalar yaptı. Ama sonunda S. Petersburg bütün Kürdolojinin ana merkezi haline geldi ve Kürtler hakkında yazılmış olan belli başlı bütün eserler orada yayımlanmış oldu.
Burada Jaba'nın "sekiz büyük"ünden üçüne kısaca değinmek istiyorum. Bunlar, Kürt kültürü ve toplumsal yaşamını derinden etkilemiş olan Feqyi Teyran, Ehmedi Xani ve Melayi Bati'dır.
Halk arasında, Sultan Süleyman gibi kuşlarla konuşup anlaştığına inanılan F. Teyran, hem çok güzel şiirler yazmış olan bir şair hem de ünlü bir dengbijdir (halk ozanı). Yine halk arasındaki inanışa göre o, yeryüzünde hareket eden karıncalardan akan suya, gökte parıldayan güneşten esen rüzgâra kadar hemen her şeyle konuşup türküler söyleyen ve onlara sözünü dinleten sevdalı bir ışıktır.
Hak arasında Feqyi Teyran üzerine anlatılan birçok efsane vardır. ğlk gençlik yıllarımda bunlardan çok dinlemiştim. Bunlardan türkü olarak söylenen birinde Feqi'nin mecrasına akmakta olan bir derenin suyuna seslenerek, onu durdurduğu şeklindeydi. Ne yazık ki aklımda bir tek kıtası kalmış. Şöyleydi:
Ave dıgot ew Feqiyi ku delale
..............
Av hidi hidi meşiya
Zıngin kete çıl û çiya
Feqi desti xwe bılındkır
Av dı ci da rawestiya
..............
Avi dıgot ew Feqiyi ku delale
Türkçesi
O sevgili Feqidir diyordu su
................
Su yavaş yavaş akarken
Dağa-taşa ses katarken
Feqi eliyle işaret verince
Su olduğu yerde duruverdi
...........
O sevgili Feqidir diyordu su
Feqi'nin en önemli özelliği, onun şiirlerinde kullandığı duru ve sade dilidir. Bu yönü, onu diğer klasik şairlerden farklı kılar. Bu da onun aynı zamanda dengbij (halk ozanı) oluşundan ileri gelir.
Onun kullandığı sade Kürtçe'ye örnek olmak üzere bir şiirinden bir kıta alalım.
Ey dilbera gerden zeri
Way nazıka dim qemeri
Qamet jı muma feneri
Wiran ezım, malım xırab
Türkçesi
Ey güzel gerdanlı dilber
Vay nazik teninle esmer
Boyun-bosun mumla fener
Viraneyim, evim harap
Aynı zamanda Feqyi Teyran'ın hemşehrisi olan ünlü yazar Yaşar Kemal, "Kuşlar" adlı romanında ondan uzun uzun söz etmektedir.
Ehmedi Xani, yazdığı ünlü eseri "Mem û Zin"de Kürt halkının ulusal özelliklerini ve özlemlerini dile getirmektedir. O, Kürtlerin milli destanı "Memi Alan"ı baz alarak yazdığı manzum eseriyle Kürtlerin ulusal şairi olarak kabul edilmektedir.
Xani bu eserin girişinde amacını şöyle açıklıyor:
Şerha Xemi di bıkın fesane
Zin û Memi bıkın behane
Nexme jı perdeyi derinim
Zini û Memi ji nû ve vejinin
Türkçesi mealen şöyle: Zin ile Mem'i bahane yapıp onları yeniden yaratarak, gönlümden geçenlerin üstündeki perdeyi kaldırıp, onları efsaneleştireceğim.
Melayi Bati'ye gelince, denebilir ki o, Kürtlerin manevi yaşamını en fazla etkilemiş olan düşünürlerin başında gelir. Onun yazmış olduğu Kürtçe mevlit yüzyıllardan beri bütün Müslüman Kürtlerin evlerinde okutulagelmiştir. Bugün pek çok Kürt, okur-yazar olsun olmasın, Mela'nın mevlidini ezbere bilmektedir.
Kürtler, 1920'lerde bizzat kendi kültürleri üzerine araştırma yapma olanağına kavuştular. Ekim Devrimi'nden sonra Rus ve Ermeni doğubilimcilerinin öncülüğünde başlayan bu araştırmalar, o zamana kadar Petersburg'da toplanmış olan zengin arşivden de yararlanılarak yürütüldü. Erivan ve Leningrad üniversitelerinin Kürdoloji bölümlerinden pek çok Kürt araştırmacı ve akademisyen yetişti. Daha sonra 1931'de Heciyi Cındi, Emini Evdal, Casimi Celil ve daha başka Kürt yazarlarının da yer aldığı "Kürt Kültürünü Araştırma Komisyonu" kuruldu. Bu komisyon 1936'da 600 sayfalık bir derleme yayımladı. Kürt sözlü edebiyatının (zargotın) türkü, destan, destansı türkü, masal, ağıt, lawıc, darbımesel ve bunlar gibi pek çok değişik türlerini ihtiva eden bu derleme, daha sonraki çalışmalar için çok değerli bir temel oluşturdu.
O arada Prof. Asatur Haçaturyan ve Kano Zahayan gibi kompozitörlerin önderliğinde pek çok müzisyen bir araya getirilip yüzlerce Kürtçe türkü notalandırılarak, piyano, mey, klarnet, akordeon ve diğer modern enstrümanlar Kürt müziğine adapte edildi.
1955'ten itibaren Kürtçe yayınını başlatan Erivan Radyosu, Ahmi çolo, Werda Şemo, Hami Memed, Etari Şiro, Soska Sımo, Şeroyi Bıro, Mecidi Hemid, Eslika Kadir, Efoyi Eset, Karapeti Xaço, Arami Tikran, Zadina Şekır ve daha pek çok ses sanatçısının güzel türkülerini geniş Kürt kitlelerine ulaştırarak, Kürt kültüne değerli hizmetlerde bulunmuş oldu.
Yine o süreçte Sovyet Kürtleri arasından çok değerli yazar, araştırmacı, müzisyen, dilbilimci, şair ve akademisyen de yetişti.
Sovyetlerdeki çalışmaların da gösterdiği gibi, sözlü edebiyat (zargotın) bütün kültürel aktivitelerin temelini oluşturmaktadır. Bu husus, özellikle Kürtler için yaşamsal bir öneme sahiptir. Kürtler, hem emsalsiz bir sözlü edebiyat hazinesine sahiptir, hem de tarih boyunca bütün yaptıklarını, yaşadıklarını sözlü edebiyat kanalıyla kuşaktan kuşağa geçirip ulusal bir arşiv oluşturmuşlardır. Sözlü edebiyat bize, yalnız geçmişte yaşanmış olan olayları değil, aynı zamanda Kürtlerin geçmişteki yaşam biçimlerini ve mantalitesini de yansıtmaktadır.
Kürtler üzerine araştırma yapmış olan bütün batılı yazarlar, Kürt sözlü edebiyatının zenginliği konusunda fikir birliği içindedirler.
Rus araştırmacı Vilçevski, "Kürt edebiyatına eğilen araştırmacıya en çarpıcı gelen şey, aşırı folklor zenginliğidir" diyor.
Yine geçen yüzyılda Kürtler üzerine araştırma yapan çok sayıdaki doğubilimcinin dikkatini çeken husus, Kürtçe türkülerin (stran) güçlü ve etkili lirik özelliğinin Ermenilerle Türkleri derinden etkilemiş olduğu gerçeğidir. B. Nikitin, "Bu nedenle Ermeniler Kürt türkülerini benimseyip olduğu gibi söylemekte, Türkler de Kürtçe türküleri çevirip aynı ezgi ve içerikle icra etmektedirler" diyor.
Kürt sözlü edebiyatı (zargotın) bilinmeden ne modern roman yazılabilir, ne doğru dürüst Kürtçe müzik yapılabilir, ne de Kürtler adına doğru bir siyaset yürütülebilir.
Bu nedenle Kürt edebiyatında, Ehmedi Xani, Feqyi Teyran, Xaris Bıdlisi, Ereb Şemo ve daha başka pek çok değerli eserler yaratmış olan yazarların hemen hepsi, eserlerinin konusunu sözlü edebiyattan almışlardır.
örneğin Celadet Bedirxan'ın yazdığı Kürtçe Gramer kitabının en önemli Kürt dili çalışmalarından biri olarak kabul görmesinin nedeni, onun çok sayıda dengbij (türkücü) ve dastanbiji (destancı) dinleyerek, onlardan yararlanarak eserini hazırlamasıdır.
Son yıllarda Kürt kültüründen ve klasik Kürt müziğinden (stranlardan) habersiz kimselerin yaptığı sözde modern müzik, tek kelimeyle Kürt müziğini dejenere edip gülünç bir hale getirmektedir. Bunlara "Kürdibes" diyeceğim, ama o da değil, daha kötüsü.
ğki yıl önce, bir gerillanın ölümü için yakılmış bir ağıtın (Megri-megri, dâye megri) bir halay (govend) türküsü şeklinde söylenip halay çekildiğini gördüğümde gerçekten şoke oldum.
Bilindiği gibi Kürt türküsü kabaca iki biçimde söylenir: "Kılamin edeti" (klasik türkü) ve "Kılamin govendi" (halay türküsü).
Klasik türküler, aşk, sevgi, kahramanlık, hüzün, acı, vs. temaları işlerler. Buna karşılık govend (halay) türküleri, yalnızca aşk, sevgi, neşe ve sevinç temalarını işler. Onun için neşelenen, sevgiden aşka gelen ve coşan insanlar neşeli türküler söyleyip oynayabilir, halay çekebilir. Normal insanlar acıklı bir olayın ağıtıyla oynayıp halay çekemez. Aksine bu, ancak Şopin'in cenaze marşını çaldırıp raks etmeye benzer.
Bu yazıyı bitirirken Suriye'deki çalışmalara da kısaca değinmekte yarar var. Celadet ve Kamuran Bedirxan kardeşlerle Cigerhun, Osman Sebri, Kadri Can, Nuredin Zaza ve daha başka aydınlar, 1930-1944 yılları arasında çıkardıkları "Hewar", "Ronahi" ve "Roja Nû" dergilerinde, Kürt dili ve edebiyatıyla ilgili değişik konuları işleyerek değerli hizmetler verdiler. Bu çalışmalar içinde Celadet Bedirxan'ın Kürtçe Gramer eseri özel bir yere sahiptir. Cigerhun'un şiirleri de bütün Kürt kesimlerinde geniş yankılar uyandırdı.
Bu yazıyı Kürt serbest şiir stilinin en büyük temsilcilerinden biri olan Kadri Can'ın "Begi Axırzeman" adlı şiirinin giriş bölümünü alarak bitireyim.*
BEGi AXIRZEMAN**
Dosti mın!
Dıjmıni posti mın...
Begi axırzeman...
Ew zembila tu pi hati,
Nema dati jı ezman.
Beni wi rıziya,
Lı nava ri qetiya,
û ket......
Ket nava Derya Sor
Derya Sor ji ra bû gor,
........................
Türkçesi
AHIRZAMAN BEYİ
Dostum!
Postumun düşmanı...
Ahirzaman beyi...
Seni yere indiren zembil,
Artık inmeyecek gökten.
ğpleri çürüyerek,
Ve yolun yarısında koparak,
Düştü..........
Düştü Kızıldenize,
Kızıldeniz oldu mezarı onun
............................
* Kadri Can'la 1971 yılı yazında Şam'da tanıştım. Birlikte olduğumuz bir aylık sürede yakın dost olduk. Bu şiiri birkaç kere bana okumuştu. Kendisini "Kürtlerin Büyüğü" olarak lanse eden bir paşazade için bu şiiri yazmış olduğunu bana özel olarak söylemişti. Ben Avrupa'ya geçtikten sonra da sürekli mektuplaşmıştık. 1972 yılı yaz ortasında mektupları kesilince Beyrut'ta yaşayan Bıro Metini'den ölüm haberini almıştım. Can dostum Kadri Can'ı saygıyla anıyorum.
** Tarixa Edebiyata Kurdi, sf 177, Qanati Kurdo, Roja Nû Yayınları 185, İsveç.
Filolojide Kürt Dili ve Edebiyatı
Filolojide Kürt Dili ve Edebiyatı
Dil bilimi olarak bilinen filoloji için genel bir tanımlama yapmak gerekirse; dillerin yapısını, gelişmesini, dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses, biçim, anlam ve cümle bilgisi
bakımından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalıdır, diyebiliriz.
Kürtçe Dil Yapısı:
Kürt dili ve edebiyatının diğer medeniyetlerin dil yapılarına göre olan farklılığının, benzerliğinin ve gelişiminin bilimsel temelde ve de objektif olarak değerlendirilebilmesi açısından filolojiden yararlanmak son derece önem teşkil eder kuşkusuz. Bu çerçevede belirtmek gerekir ki dilbilimciler biçim açısından dili üç gruba ayırırlar.
1) Tek heceli diller: Çin ve Tibet dilleri bu grupta yer alır.
2) Sondan eklemeli diller: Türkçe ve Macarca bu grupta yer alır.
3) Bükümlü diller: Bu grupta Hint-Avrupa ve Sami dilleri yer alır.
Kürtçe dil yapısında sözcükler yüklendikleri göreve göre değişkenlik gösterirler ve bükülürler. Yukardaki dil gruplarından da anlaşılacağı gibi Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesi grubuna girer. Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki dil bilimcileri bükülmeyi şöyle tasvir ederler ; “Bükülme çekim sırasında kökün, özellikle de fiil kökündeki ünlünün değişmesidir.” Konunun daha net anlaşılmasi açısından bükümlü diller için Arapça dili iyi bir örnektir diyebiliriz. Arapçada ünsüzler (konsonant) değişmeyip, sözcüğün başına ve ortasına gelen ünlülerden sözcükler oluşur. Örneğin “ktp” ünsüzlerinden kitap, mektep, kâtip vb. sözcükler ünlülerin değişmesiyle oluşurlar. Yine “chl” ünsüzlerinden cahil, cehele sözcükleri oluşur. Kürtçede ise cümlenin değişken öğeleri (fiil, isim, zamir, takı, sayılar) arasındaki bükülme bazen fiilin köküne kadar yansır. Yani Kürtçede yalnızca ünsüzler değil, ünlüler de değişip bükülmektedirler. Örnek vermek gerekirse; “kirin” fiili birinci tekil şahıs takısını alıp şimdiki zaman kipine göre çekimlendiğinde, di-k-im (yapıyorum) olur. Bu örnekte görüldüğü gibi, fiil kökünden sadece “k” sesi değişmiyor. Bir başka örnekle, “parastin” (korumak) fiilini şimdiki zaman birinci tekil şahısa göre çekimlediğimizde, ez diparêz-im durumuna geliyor. Ez birinci tekil, yalın şahıs zamiridir; di- şimdiki zaman takısı; parêz, emir halindeki fiil kökü; -im, birinci tekil şahıs zamiri ekidir. Her dilde oldugu gibi Kürtçe ile aynı dil ailesinde olan diller arasında da belirgin farklılıklar vardır. Örneğin Kürtçede bulununan "erillik-dişillik" Farsçada yoktur. Kürtçede dişillik eki "a"dır, erillik eki de "ê"dir.
Örnek vermek gerekirse bir kişi Kürtçede “arkadaşım” dediği zaman; dişil veya eril olduğu hemen belli olur. Arkadaş kelimesi yalın haliyle "heval"dır. Buna göre; hevalê min (benim erkek arkadaşım), hevala min (benim bayan arkadaşım) örneklemesi açıklayıcı olacaktır. Bunlarla birlikte Kürt dilinin genel mantığına değinmekte de yarar görüyorum. Kürtçede kullanılan kelimeleri oluşturan heceler yapısal olarak birbirini tamamlayıcı anlamlar içermektedirler. Bu konunun da daha net anlaşılabilmesi açısından da örnek vermek gerekirse ; "xwêdan" (ter) kelimesini inceleyelim. "xwê" , Kürtçede "tuz" demektir. "dan" ise "vermek, çıkarmak" anlamına gelir. Yani "tuz" ismi ile "vermek, çıkarmak" fiili yan yana gelerek xwêdan (ter) kelimesini oluşturur. Bu kelime kişinin terlerken vücuttan dışarıya tuz çıkarması mantığına dayalıdır. Yine bu konuda başka örnek vermek gerekirse ; "kêrguh" (tavşan) : "kêr", Kürtçede "bıçak" demektir. "guh" ise "kulak" anlamına gelir. Burada kelime oluşurken verilen anlam, bıçağın sivriliğine göredir, bu bir tür benzetmedir. Tavşan, kulakları sivrice olan bir hayvandır. Tavşanın kulağının sivri olma özelliğine bakılır ve isim ona göre şekillenir. Kürtçe yapı olarak Ural-Altay dil ailesine giren Türkçe ve bir Sami dil olan Arapçadan çok farklıdır. Bu noktada filolojiye göre akraba dil yapılarından bahsetmekte yarar görüyorum. Filoloji bilimi akraba dil yapılarını 5 ayrı gruba ayırmıştır. Bunlar:
1) Hint-Avrupa dil grubu (İngilizce, Fransızca, Kürtçe, Farsça).
2) Sami dil grubu (Arapça, İbranice, Akatça).
3) Bantu dil grubu: (Orta ve Güney Afrika dilleri).
4) Çin dilleri (Çin ve Tibet).
5) Ural-Altay dil grubu (Fince, Macarca, Uygurca, Türkçe, Moğolca).
Dünyada tahminen 35-40 milyon insan tarafından konuşulan Kürtçenin önemli özelliklerinden biri de, hemen her cümlede "gerçek özne"nin yer alması ve bölgelere göre farklı alfabeler kullanmasıdır.
Kürt Alfabeleri:
Kürtçede kullanılan alfabeler konusunda ise mevcut yazılı kanıtlar, Kürtlerin geçmiş tarihlerinde birçok alfabe kullandıklarına tanıklık etmektedir. Bunlar:
1-) Çivi yazısı: Medler bu alfabeye altı harf daha eklemişler, böylece bu alfabenin harf
sayısı 36’dan 42’ye çıkmıştır. Bu alfabe soldan sağa doğru yazılırdı.
2-) Avesta alfabesi: 44 harften oluşan bu alfabe, sağdan sola doğru yazılıyordu. Kimi
kaynaklara göre ise bu alfabede 48 harf vardı.
3-) Arami alfabesi: Kürtçenin en eski ürünleri bu alfabeyle yazılmıştır. Bu belgeler
Hewraman yöresindeki mağaralarda bulunmuştur. Kürtçe belge ve eserlerin çoğunun bu
alfabeyle yazıldığı söyleniyor. Bulunan belgeler ceylan derisi üzerine yazılmış metinlerden
oluşuyor ve en eskileri MÖ 88-87 yıllarına rastlıyor.
4-) Eski Pehlevi alfabesi: Bu alfabeyle “Soranî dinkerd” adında bir kitap yazılmıştır.
5-) Masi Sorati alfabesi: Arap tarihçi İbn Wehşiye, MS 855 yıllarında bitirdiği kitabında
Kürtlerin Maso Sorati alfabesini kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü
söyler. Bu alfabenin 36 harften oluştuğunu ve Kürtlerce bu alfabeye altı harf daha eklendiğini
söyler.
6-) Yezidi Kürtlerin kullandıkları alfabe: Bu alfabe yüzyıllarca Kürtler tarafından
kullanılmıştır. 31 harften oluşan ve sağdan sola doğru yazılan bu alfabeye “Gizemli alfabe”
ya da “Hurujul sır” da denmiştir. Yezidilerin kutsal dini kitabı Mushefa Reş ile Cîlwe bu
alfabeyle yazılmıştır.
7-) Arap harflerinden oluşan Kürtçe alfabesi.
8-) Latin-Kürtçe Alfabesi
Latin harflerini temel alan Kürtçe alfabe 31 harften oluşur. Seslendirmesi yazılımla çoğu zaman aynı olan 31 harfinden, sekiz tane ünlü, 23 ünsüzdür.
A B C Ç D E Ê F G H I Î J K L M N O P Q R S Ş T U Û V W X Y Z
9-) Kiril-Kürtçe alfabesi.
Bu alfabelerin dışında, İran’ın Kürdistan eyaletindeki Zêwê mıntıkasında, gümüş bir
tepsi üzerinde bir çeşit yazıya rastlanmıştır. Araştırmacılara göre bu yazı milattan önce 8.
yüzyıldan kalmadır ve Medler tarafından kullanılmıştır. Bu belgenin dışında başka yerde bu yazıya rastlanmamıştır.
Kürtçe Lehçeler:
Dilbilimcilerin çalışmalarından, genel olarak Kürtçenin başlıca dört lehçeye ayrıldığını görmekteyiz. Bunlar:
1) Kurmanci (Kırdasi),
2) Orta Kurmanci (Sorani),
3) Kırmancki (Kırdki, Zazaki-Gorani),
4) Lorani.
Kuzey Kurmancisi (Kurmanci) ve güney Kurmancisi (Sorani) başlıca iki lehçedir. Bu
iki lehçenin zengin bir yazılı edebiyata sahip oldukları kabul edilir. Son dönemlerde
Kırmancki (Zazaki) lehçesi de yazılı bir edebiyata doğru adım atmaktadır.
Kürtçe lehçeler içinde en çok konuşulanı Kurmancidir. Kürtlerin yaşadıkları bütün
bölgelerde bu lehçe konuşulmaktadır.
Türkiye’de sadece Kurmanci ve Zazaki lehçeleri vardır.
Lehçeler konusunda karmaşıklık çoğu kez adlandırmadan kaynaklanmaktadır. Örneğin,
kuzey Kurmancisine Irak’ta yaşayan Kürtler Behdıni, İran’da yaşayan Kürtler ise Şıkaki
derler. Aşağı Kurmanci (Sorani) için yalnızca Kurmanci ya da Sorani denir. Aynı karışıklık
Kurmancki (Zazaki) için de söz konusudur. Bu lehçe için, Kırmancki, Dımıli, Dêrsımki, Sobê
vb. isimler kullanılmaktadır. Hewrami için de Gorani ismi kullanılmaktadır. Oysa yukarıdaki
örneklerde izah edildiği gibi, bütün araştırmacıların üzerinde hemfikir oldukları
adlandırmalar Kurmanci, Kırmancki ve Kırdki’dir. Diğer adlar bölge ve aşiret adlarıdır.
Kürtçede Sözdizimi
Sözdizimi (sentaks), dildeki sözcüklerin birbirleriyle hangi ilişkiler içinde
bulunduklarını, nasıl sıralandıklarını anlatır ve bir dilde kurulması olanaklı bütün tümce
tiplerinin sıralanmasını gösterir.
Kürtçede sözcükler arasındaki bağlantı takılar sayesinde oluşuyor. Kürtçedeki takılar iki çeşittir: Belirli ve belirsizler takılar. Önce belirli olanlar için örnek vermek gerekirse;
mala mezin (mal: ev [isim], mezin: büyük [sıfat], “a” takı).
mastê we (mast: yoğurt [isim], we: siz [zamir], ê: takı).
keçên bedew: (keç: kız [isim], bedew: güzel [sıfat], ên: belirli çoğul takısı.)
Belirsiz takılar için aşağıdaki örnekleri sıralayabiliriz:
maleke mezin (mal: ev [isim], mezin: büyük [sıfat], eke: belirsiz dişi, tekil takısı).
keçine bedew (keç: kız [isim], bedew: güzel [sıfat], ine: belirsiz çoğul takısı).
Örneklerde görüldüğü gibi Kürtçe tamlamalar Türkçe tamlamaların tam tersi şekilde oluyor.
Örnek: mala min = benim evim (mal: ev, a: belirli dişi tekil takısı, min: birinci tekil, bükümlü şahıs zamiri).
Bu tamlamayı Türkçe yazarsak şöyle olur: benim evim.
Hem takıların yerleri hem de cümle kuruluşunda öğelerin dizilişi farklıdır. Türkçede
önce şahıs zamiri, sonra zamire ait olduğu belirtilen isim geliyor. Kürtçede ise önce zamire
ait olduğu bildirilmek istenen isim, sonra zamir geliyor. Türkçede zamir takı alırken, Kürtçede böyle bir şey söz konusu değildir.
Kürt Edebiyatı:
Kürt edebiyatı, sözlü halk edebiyatı ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayrılır. Sözlü edebiyat halk edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar dayanıyor. Bu edebiyat türü halk arasında çirok diye bilinen hikayeler, masallar çok gelişkindir ki bunlar Kürt halkının kültürünü, geçmişini ortaya koyması anlamında da çok önemli eserlerdir. Yazılı edebiyatta ise ilk yazılı Kürtçe eser veya yazıt Avesta kitabıdır. Bu kitabın Zerdeşt'e Allah'ın gönderdiği kitap olduğunu söyleyenler de vardır. Onun dışında çeşitli zamanlarda Kürt bölgesinde taşlara, duvarlara, mağaralara, köprülere, camiler , eski tapınaklara vs. yazılmış olan yazılar yine bu kapsamda degerlendirilir. Modern anlamda Kürt edebiyatının ise, Baba Tahirê Uryan'dan başladığı kabul edilir. Baba Tahîrê Uryan Sorani lehçesiyle şiirler yazmıştır. Daha sonra Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)'dir. Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ilk kez 1730'da çevrilip yayınlanmıştır. Yazılı Kürt edebiyatı son yıllarda ulusal bilincin artmasıyla birlikte yeni eserler ortaya koymaktadır. Fakat Kürdistan’ın işgal altında oluşu, her alanda olduğu gibi yazılı edebiyat alanında da sömürgeci güçlerce imhaya dayalı politikaların hedefi olmuştur / olmaktadır.
Tüm bu gerçekler ışığında şunu belirtmek gerekir ki, her Kürt birey bu güne kadar okullarda eğitimini aldığı Türkçe dilinin kendisi için yabancı dil olduğunun bilincine varmalı, bundan sonraki eğitim sürecinde okullarda, üniversitelerde anadilde eğitim programının hayata geçirilmesinde ısrarcı olmalıdır. Aksi halde kendi diline sahip çıkamayan bir toplum ulusal gelişim sürecini tamamlayamaz, kendisini asimilasyondan kurtaramaz. Bu anlamda bu ulusal görev tüm çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır.
Berkant COŞKUN
berkant_hemdem@hotmail.com
www.berkantcoskun.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.
.
.